top of page

Nisan 2026

  • Yazarın fotoğrafı: Hüma
    Hüma
  • 18 May
  • 4 dakikada okunur

Selam!


Nisan ayını oldukça geç paylaşıyorum çünkü doğrusu yazıyı tamamlamakta zorlandım ama işte burdayım. 


Nisan ayı ajandası
Nisan ayı ajandası

3 Nisan:


Bozacının şahidi şıracıymış

Bozacıyla şıracı beraber mutluysa

ne önemi varmış

¿

Hepimiz eziksek

ne önemi varmış

¿

El eleysek

Mutluysak

ne önemi varmış

¿


Evet doğru bildiniz. The Drama’yı izledim. Robert pattison’un twighlight’ın “kara sisini” başarıyla üstünden attığına dair bi’ şeyler duyuyordum ama ben yakalayamamıştım. Onu izlemek bugüne kısmetmiş. Hiç havalı bi film incelemesi mevcut değil bende. Gayet gerildim, gerici olacağını bilmeyerek filme başladım. Olaylar bazında yukarıdaki nacizane şiirim bence gayet yeterli. Filmin başlarındaki hız, sahne geçişleri, hikayenin görsel anlatımı hoşuma gitti. Hikayenin başındaki o mutlu heyecan bana geçti.



8 Nisan:

Raf9 Atölye, Üsükdar
Raf9 Atölye, Üsükdar

Haftaya güzel başladım. 6 Nisan akşamı Üsküdar’a Raf9’un atölyesine gittim. Sena ve Ayşe’yle takıldık, kreatif projeler üzerine kafa yorduk, yakındık. Sena’nın atölye odasına girdiğimde gözüme ilk çarpan ve iki saat boyunca kestiğim duvara asılı bir iş vardı. Sonrasında onu Ayşe’nin yaptığını öğrendim (Fotoğrafını ekledim) ve inanılmaz heyecanlandım çünkü ilhamlandım da ilhamlandım. Onun dışında, bir pasaport size bir de B5’ten biraz büyük iki kaymak gibi defter aldım. Ne için kullanacağımı bilmiyorum ama Raf9’a dayanmakta güçlük çekiyorum. Yani gerek var mı dayanmama, o da bi şey. Sena’nın defterlerini birçok edisyonlu eserler gibi algılıyorum ben. Bir çizimden 100 tane defter olması değerini belirlemiyor benim için. Gerçi kendimi frenleyip tam bir ay düşündüm bu defterleri almadan önce çünkü bi noktada odamın metrekaresi oldukça sınırlı. Aman neyse, bir sonunda hala ne için kullanacağımı bulamasam da yeterli süre düşündüğüme karar verdim ve onları edindim. 

Ayşe'nin
Ayşe'nin

7 Nisan’da başlamıycam demiştim ama Sally Rooney’nin Intermezzo’suna başladım. Her şeye rağmen Sally Rooney okumak ‘safe’ bir alana mı dönüştü ne. Daha bi 40 sayfa okudum. İlk bölüm bitti, hikayenin Peter’a odaklı kısmı (Basitçe iki kardeşin hikayesini anlatan bi kitap: Peter ve Ivan). Böyle bir yargıya sahip olabilecek kadar sayfa okumadım ama bölümün karmaşık yazılışı Peter’ın hayli anksiyetik biri olduğunu düşündürttü çünkü Ivan’a odaklanan ikinci bölümü okurken bi nefes aldığımı hissediyorum. Her şey daha açık ve anlaşılır. Bu da Ivan’ın daha ‘chill’ bi karakter olduğuyla alakalı olabilir. Mi? Bilmiyorum daha tabii.


Bugün, kurgu dışı başka bir kitaba başladım: Rebecca Roache’nin Yok Ebesinin Örekesi Küfrün Kısa Tarihi. Bir hafta sonra bu kitap üzerine online bir atölyeye katılacağım için okuyorum kitabı.


18 Nisan:


Selam. Saat 00:58, hafta sonu sükuneti var gibi. Bir yandan Fred again..in bi setini dinliyorum. Dj setlerin random af mekanlarda kurulmasını düşünüyorum. Bunun üzerine okuycam. Bi de bi “amca” öğesi var gördüğüm. işte “japon dayılarla akıyoruz” gibi başlıklı dj set videoları görüyorum. Araştırılmalı. Neyse. 


Konuya dönecek olursam şöyle ki Yok Ebesinin Örekesi’ni bitiremedim. Daha yani. Ama 15 Nisan’da felsefeci bir kadın olan Buket ve eleştirel düşünce kabiliyetlerini keyifle izlediğim iki kişiyle kitap toplantısını yaptık.


(Gelecekten bir not: bu atölyeyle ilgili güzel fikirlerim oldu ama onları bir aydır bir türlü toparlayamadım. Bu da yazıyı yayınlamamı geçiktirdi de geçiktirdi. O yüzden şu anlık boş bırakıyorum “düşübeclerim” ve kitap değerlendirme kısmını ama illaki bir blog yazarım bu kitap hakkında çünkü cidden ilginç. Ve demeden geçemiycem: kitap tam bir ‘critical thinking final boss’. Respect!)


20 Nisan:

Leylek'teki "official"ın "yasal" olarak çevrildiği bir plak. Vardır bir hikmeti diyorum.
Leylek'teki "official"ın "yasal" olarak çevrildiği bir plak. Vardır bir hikmeti diyorum.

Saat 00:00’ı geçti, gecenin kucağından sesleniyorum: Ben iyiyim, ya sen?


Evet. Hafta sonu… Devamını getirmekte zorlandım. Güzel/ hoş gibi basit ya da inanılmaz gibi çok ‘textbook’ Türkçesi hissettiren kelimelerden başka bir ifade bulamadım ve buna gıcık oldum. Belki sonuçlandırma konusunda güçlük çekiyorum ve belki bu iki günü anlatsam, neleri gördü gözlerim tasvir etsem o duyguyu geçirebilirim. 

Kadir Çıtak'ın İstanbul stencillerini arşivlediği kitapçığı ve Pink zin.
Kadir Çıtak'ın İstanbul stencillerini arşivlediği kitapçığı ve Pink zin.

18 Nisan’da Leylek Records’un bir etkinliği gittim bir süredir görüşmediğim bir arkadaşımla. Dükkan yüksek tavan beyaz, sarı, açık yeşil gibi neşeli renklerle boyanmış, bombeli küçük aynalarla süslenmiş ferah bir mekandı. Camın bittiği yerde küçük bir kitaplık vardı. Bazı müzik kitaplarının yanı sıra Kadir Çıtak’ın stencil arşivi projesi kapsamında bastığı iki kitap/zine’i vardı. Onlar daha bi dikkatimi çaldı. Gün boyu birkaç farklı kişi arka planda dj set çalarken müziğin izin verdiği kadar sallanarak aylak aylak plak karıştırdık. Oradaki havalı görünen yetişkin bireylerle hiç sosyalleşmedik, galiba ikimizin sohbet o kadar aktı ki buna ihtiyaç duymadık. 

Kadir Çıtak, Stencil Hunt 1: Atina
Kadir Çıtak, Stencil Hunt 1: Atina
Bir de Hammer’dan Vahşi Çiçek’in cd’si aldım sabahtan ama cd'm sanırım çalışmıyor... Geri götürüp baktırmaya da üşendim. Hayırlısı.
Bir de Hammer’dan Vahşi Çiçek’in cd’si aldım sabahtan ama cd'm sanırım çalışmıyor... Geri götürüp baktırmaya da üşendim. Hayırlısı.

Birkaç saat sonra güncelleme: Karga kulisinde bir şeyler dönüyordu geçen sene, insanlardan kendi çektikleri kulis fotoğraflarını rica etmişlerdi ben de emailden yollayıvermiştim. Üzerinden bir yıl geçmiş, yeni görüyorum videoyu. IDGK’nın çektiği CANOOO Live at Karga Kulis, kulise veda konseri (böyle desem doğru mudur?). ilk görünen fotoğraf (dakika 05.53) benim zamanında çektiğim bir foto. Onu görünce bi hoş oldum. Kullanmalarına, videoya minik de olsa bir katkı sağlamasına sevindim.


Videodaki fotoğrafım
Videodaki fotoğrafım

1 Mayıs’tan Notlar:

25 Nisan’da Raf9’da Üsküdar’daydım. AskYourMom’un düzenlediği bir kartpostal atölyesindeydim. Birbirinden alakasız sorular üretip aralarından iki tane seçtik ve o soruları cevaplayan kartpostallar yaptık. Atölyenin sonunda Bartu’nun rozet makinasıyla bir sürü rozet bastık. 


Bu arada günün sabahında intermezzoyu bitirdim. Onu bitirdiğimden beri bi kurguya başlamaya çekiniyorum. Sally Rooney’e alıştım cidden.


27 Nisan Bova’da Pera’da Bir Lola diye bir kabare izledim. Oyun çıkışı telefonuma aldığım notları koyuyorum:

“Sigaranın durumsallığı hakikati üzerine


… arzusunun heyecanıyla başlayıp kendime gösterdiğim merhamet ve “buldum ya, hayatı sevmenin formülünü buldum ben” diye biten bi gece. Tiyatroya başlıyorum. Sigaranın durumsallığı, high hissi ve zevk. Bi umut.”


Tam şimdi bunları yazarken o his az biraz uzak kalsa da unutmak istemediğim için buraya ekliyorum. 


Oyuncu Pınar Göktaş ve oyunun yönetmeni Buket Gülbeyaz’la sohbet etmek de keyifliydi.

Pınar Göktaş ve Buket Gülbeyaz
Pınar Göktaş ve Buket Gülbeyaz

29 Nisan’da Selut’un Evethekiller filmini Kadıköy Sineması’nda izledim. Hem müsizyen hem görsel sanatçı kimliğiyle bana bu dünyada en çok ilham veren yaratıcı ruhlardan biri selut. Onu ilk defa, Commentarivm’u ziyaret için bi’ İzmir kaçamağımda ışıklar kapalı, ışıl ışıl şenşakrak akan Alsancak sokaklarına 5. kattan falan bakan fransız balonun demirliklerine yaslanmış, sarma sigaramı içtiğim bir gece tesadüfen kulaklığımda çalmasıyla tanıdım. O günden beri selut’tur benim için..! Evethekiller’ı ve ekibi görmek ve onlara destek olmak için de çıktığı gibi biletlerimi alıp gitmiş bulundum. Daha çok bir video art izledim gibi geldi ama bundan da keyif aldım doğrusu.

Selut
Selut

Mayıs ayında bu konseptte görüşür müyüz bilemiyorum ama sevgiler,

Hüma


 
 
 

Yorumlar


bottom of page